3 Mayıs 2010 Pazartesi

TÜRK MİLLETİNİN SABRI

TÜRK MİLLETİNİN SABRI
Anayasa değişikliği ile şehitlerin artması ile açılımcılar saçılımcılar mutlu. Türk ordusunun seçkin subayları terörist diye tutuklanırken, AKP-PKK’lılar Ankara’da cirit atarken ülke ölü toprağı serpilmiş gibi.

Ülkenin genel durumu, kaos kelimesi ile ifade edilebilir.

Bakın; Vahşi hayvanlar uyuyan devleri ölmüş zannı ile saldırırlar… Çünkü beyinleri yoktur. Akılları midelerine bağlı olan kartallar uyuyan kurtların yemleri olur.

Bir kez daha hatırlatalım; Türklerin en belirgin özellikleri; hoşgörüsü, sabrı, dayanıklılığı; mazlum milletlere sahip çıkması, hamilik yapmasıdır.

Bu nedenlerden dolayı da; bu mazlum rolünü çok iyi oynayan milletlerin tuzakları, Türkleri tarih boyu sabırlı olmayı metanetli olmayı acı bir şekilde öğretmiştir..

Dillerle yürekler bir olmuş, insanlığa düzen, Türk’ün hayatının, olmazsa olmazı, olmuştur.

Türkler; Nemelazımcılığı; Şerefsizlik olarak addetmişlerdir..

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dememiş, zehirli yılanlara yaşama hakkı tanımamıştır.

Bilmiş ki; Zehirli yılanlar, kimi zayıf bulursa onu zehirleyecektir....

İslam’a hizmet; Türklüğe hizmettir, insanlığa hizmettir, anlayışı ile hareket ederken; Allah yolundan zerre kadar sapma göstermemiştir...

Allah’la insan arasına hiç kimsenin girmesine müsaade etmemiştir.

Atalarımızın sosyal hayata bakışı, insanlığa bakışı Hakkaniyetle davranmak, Hak yolunu göstermek olmuştur.

Gittiği her yere; düzen ve nizam götürmüş, adalet üzere hüküm vermiş, adaletle hüküm sürmüştür.

Medeniyet; Türklerle birlikte gelişmiştir.

Türklerin hassasiyetlerini ve güçlerini; rakipleri, düşmanları, haçlılar çok iyi tespit etmişlerdir.

Bu yenilmezliğin ve çalışkanlığın nedenlerini çok ciddi şekilde araştırmışlardır.

Adalet üzere hüküm vermeleri, mazlumların yanında yer almaları, yardımlaşmayı çok iyi bilmeleri ve uygulamaları, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir, hadisini hiç unutmadan yaşamaları, kadınlara Cennet anaların ayakları altındadır, hadisinin anlamına göre davranmaları, kadınları Allah’ın en kıymetli emaneti olarak görmeleri...

Vatan sevgisi imandandır, hadisinin idrakinde olmuştur. Vatan sevgisinin; Allah sevgisi, peygamber aşkına eşdeğer olduğunu, Vatan için; ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim diye savaşa düğüne gider gibi gittiğini, tespit etmişlerdir.

Bu tespitleri yapan dış ve iç güçler; Türk’ün elindeki, yüreğindeki hasletleri yok edebilmek için oyun üzerine oyun oyun, tezgah üzerine tezgah kurdular, uyguladılar, uyguluyorlar.

Türklere yavaş yavaş Türk olma özelliğini kaybettirmeye başlamışlardır....

Din bizim en hassas yanımız olduğunu bilen Avrupalı; Türklüğümüz üstünde önce bu noktadan oyunlara başlamışlardır. Münafıkları, iktidara taşımışlardır

Yalakalık, nemelazımcılık, vurdumduymazlık, sahtekârlık gibi meziyet olarak yansıtılmıştır..

Dini değerleri istismar edenler, vatansız ve dinsizler; ulema kisvesine bürünmüşler; Allah’la kul arasına girip insanları cehalete sürüklemişlerdir.

Bunların yanında ahlaksızlık toplumda yaygınlaştırılmaya başlamış; rüşvet bilmeyen Türkler rüşvete bulaşmış, yalan talan dolan yaşam biçimi haline getirilmiştir.

Devleti ebed müddet diyerek, sadakatle devlete bağlı olanlar arasında ayrılık tohumlarını yeşertmektedirler.

Özgürlük ve demokrasi denile denile millet, kaosa sürüklenmektedir..

Gafletin acı faturalarını millet çok ağır öder hale gelmiştir.

Yapılmak istenen Türklüğün öz be öz hasletlerinin unutturulması, unutulma noktasına getirilmesidir..

Türklüğün erozyona uğratılması, beyni ve kalbi yabancılar için atanların amacıdır.

Ancak Türk’ün sabrının zorlanması halinde nelerin olduğu ise tarihi gerçeklerdir.

TUZ YOLU-ALINTI(Nurullah AYDIN)

Bu yazılanlara başka ne eklenebilir ki!!!!
Nermin AYDINLI

24 Mart 2010 Çarşamba

KAYIP DÜNYANIN İNSANLARI

KAYIP DÜNYANIN İNSANLARI





Zamanın neresindeyiz? Bu insanlar ne yapıyor, ne düşünüyor ve yaşamın neresindeler? Kentlerdeki yaşam insanları nasıl etkiliyor? Kırsal bölgelerden şehirlere göç eden ve şehir hayatının keşmekeşliğinde kaybolan var olmaya çalışan insanlar acaba toplumsal sorun mu yaşıyor?… Zamanın insan yaşamındaki önemini biliyormuyuz? Geçmiş ve gelecek kaygısıyla zamanı hoyratça kullanıyormuyuz? Zaman insan yaşamının neresindedir? Zaman ve zamanı kullanmakla ilgili soruları çoğaltabilir ve bu sorular üzerinde ki düşüncelerimizi sıralayabiliriz.

Evet kentlerdeki kırsal kesim, moda tabiriyle varoştaki yaşamın zorluğunu gününü gün eden, laylalarda eğlenen, daha küçücük yaşta şirketleri, yatları, katları olan biliyor mudur acaba? Zaman ve yaşam iç içe!...Yaşam ve zaman kavramları üzerinde biraz sosyolojik, biraz da felsefi düşünülmesi gerekir. Nereden geldi aklıma bilmiyorum ama sanırım zamanı ve yaşamı iyi kullanamadığımızı düşünmeye başladım. Dünya ya bir göz attığımız da kültürel farklılıklar ve doğanın hoyratça kullanılması insanları bir araya getirmesi şöyle dursun tamamıyla orman kanunlarının uygulanır olduğu gözlerden kaçmaz. Her ülke var olduğunu göstermeye çalışırken iç sorunları ile mücadele etmektedir. Hele hele bizim gibi gelişmemiş ve ekonomisi dışarıya bağlı ülkelerde vatandaş zamanı nasıl kullandığını düşünemez bile…. Televizyonlara çıkan işin ehli insanlar çoğu konularda ahkam keserler. Bilmezler ki yoksul insanlar için zaman ve yaşamın hızla akıp gittiğini.

Zengin için öylemidir ya!.. Onlar için zaman ne kadar değerlidir. Harcayacak ve boş geçirecek zamanları yoktur. Onlar zamanın yetersizliğinden şikayet ederler. Yaşamlarını daha daha nasıl zenginleştirebiliriz diye düşünürler. Onlar için zaman paradır. Çıkıp kanallarda boy göstermek verip veriştirmektir.

Yoksul için öylemidir ya!..

Yaşam ve zaman onlar için günü kurtarmaktır. O gün karnının doymasıdır. Düşünceleri yalnızca kaderlerine boyun eğmektir. Gelecek kaygısıyla yok olmaktır.

Gelecek ve mutluluk =yaşanmamış yaşam.

Sorumlusu kim???.....

Şimdi hepimizin yaptığı Çocukluğumuzda okuduğumuz polyanna gibi hayatta bazı şeylerin istenildiği gibi yolunda gitmeyebilir düşüncesiyle ne olursa olsun mutluluk oyununa devam etmek midir yaşam?...

Zaman içinde kaybolur gider insan. Ne dramlar ne acılar yaşanır. Sadece medya için malzemedir kayıp zaman içindeki insanlar. Ben buna kayıp dünyanın insanları diyorum ya siz?!!!

24.03.2010

Nermin AYDINLI

15 Mart 2010 Pazartesi

KADINA ŞİDDET

KADINA ŞİDDET

Şiddet kelimesi çok ürkütücü hele hele kadına ve çocuğa olan şiddet kavramı ise ne kadar vahim değil mi?...Şiddet yaşamın her alanında görülen ve giderek yaygınlaşan toplum sorunudur. En yaygın şekilde görüleni ise erkeğin kadına, çocuğa ve güçsüze karşı olanıdır. Kadına yönelik şiddet, ne kadar gelişmiş, çağdaş olursa olsun kısaca tüm dünya da ve kültürlerde sınır tanımıyor. Az gelişmiş ülkelerin yanı sıra gelişmiş ülkelerde de kadınlar eşi tarafından şiddete maruz kaldığı araştırmalarla saptanmıştır.
Şiddet bireyi fiziksel, duygusal ve sosyal yönden ciddi şekilde etkilemekte ve büyük problemler yaşamasına neden olmaktadır. Aile içi şiddet toplumun kültürel değerlerinden dolayı bir çok toplumda kabul edilebilir davranış olarak algılanmakta ve evliliğin getirdiği sıradan bir özellik olarak görülmektedir.(Ülkemizde kocadır döverde, severde vs..)
Toplumun kültürüne, yasal düzenlemesine, kadının eğitim ve ekonomik düzeyine göre kadının şiddete bakış açısı değişmektedir. Bilhassa ülkemizde ekonomik sıkıntının yanı sıra halen cahiliye dönemlerini andıran berdeller ve namus kavramları genç kızlarımızın, kadınlarımızın ölümlerine yol açmaktadır.
Toplumdaki şiddet olaylarının azaltılmasında konuyla ilgili toplumsal duyarlılığın arttırılması gerekir. Bu konuda kadınlarla ilgili meslek grupları ile kadına yönelik çalışmalar yapan STK’lara büyük görev düşmektedir. Ayrıca medyanın iyi bir şekilde kullanılarak şiddet içeren film, ve görüntülere yer verilmemesi gerekir. Toplumsal içerikli ve aile kavramlarının önemini belirten proğramlara yer verilmelidir.
Şiddetin tanımı ve şiddeti içeren durumlar konusunda eğitimlerin yanı sıra yasal düzenlemelerin de caydırıcılığı olmalıdır.
En önemlisi ise, şiddete uğrayan kadının güvenebileceği, kendisine her konuda yardımcı olabilecek kurumsal hizmetler yaygınlaştırılmalıdır. Artık toplum olarak uçuruma çeyrek kala hayal ve senaryolar dünyasından, sen, ben çatışmasından çıkıp gerçekten ülkemizi ilgilendiren konular üzerinde kafa yormamız gerekmiyor mu?..

Ne mutlu bir Atatürk yetiştiren Türk kadınına, ne mutlu O’na sahip olan Türk milletine…
14.03.2010
Nermin AYDINLI

3 Mart 2010 Çarşamba

ÜLKE TOZ DUMAN

Ülke toz duman. Vatandaşın bir bölümü tedirgin, bir bölümü ise duyarsız. Her şey allak pullak. Siyasi irade bütün kurumlara gücünü gösterme çabasında. Her şey ve herkes sorgulanır hale geldi. Elbette suç unsuru varsa sorgulanmalı ama bu şekilde değil. Bu ülkenin hukuku ve yasaları doğrultusunda yapılanlara kimse karşı çıkmaz. Ama sadece iddialarla insanlar suçlu muamelesi görerek damlara tıkılmaz. Siyaset kati suretle yargıya müdahale etmemeli. Siyasilere halkın vermiş olduğu yetki Ülkenin kurumları yıpratılsın diye verilmez.

Vatandaşı sıkıntıya sokmak,

Yoksul bırakmak,

Korku terörü yaratmak,

Ülkenin ordusunu yıpratmak,

Ülkenin Yargısına güvensizlik yaratmak,

Köşe yazarlarına göz dağı vermek,

Sorunlara çözüm yerine çözümsüzlük getirmek midir demokratikleşme?

Türk milleti vatanına, ordusuna sadıktır, kimse bu duyguları yok edemez.

Bir ülkenin gücü olan ordusunun ve hukukunun yıpratılması ne demektir?

Avrupa basını bile şaşkınlık içinde Türkiye meçhul istikamete gidiyor diye başlıklar atıyor. Ordunun yerine acaba nasıl bir güç oluşturulmaya çalışılıyor? Türkiye nasıl bir tarihi değişime doğru gidiyor? Ne demek eskimiş ve kalıplaşmış? Değerlerimizin yıpratılarak yapılanların tümü demokratikleşmek midir? Bu yapılanlar da sivil darbe değil midir?

New York Times, da yer alan bu yazı ne kadar vahimdir.

"Milyonlarca laik, otoriter Başbakandan korkuyor"

"Türkiye şimdi, ülkenin otoriter Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın haklarını çiğnemesinden korkan milyonlarca laik Türk'te derin bir kaygı yaratarak meçhul bir bölgeye doğru ilerliyor."

"Başbuğ'un Erdoğan ile iyi bir ilişkisi var"

Tabi ki devlet yönetimi ile ordumuzun iyi ilişkileri olmalı ama bu şekilde değil.

Erdoğan'a karşı koyacak tek kalan kurum olan yargının, "yakında, İslamcı destekçilerinin ellerine geçmesi" endişelerini de aktardıktan sonra "Sayın Erdoğan, kazançlı çıkmasından mutlu olacak olanlar bile kendisi için otoriter eğilimleri olan kusurlu bir lider olduğunu söylüyorlar" diye yazdıktan sonra Doğan Yayın Grubu'na getirilen para cezasını örnek gösterdi.

Türkiye’yi yakından takip eden Avrupa Türk ordusunun dünya’nın ABD’den sonra 2.ordusu olduğunu biliyorlar ama bizler maalesef yok etme peşindeyiz. Stratejik değere sahip olan Türkiye herkesin ağzını sulandırıyor. Akbabalar pay alacağı günleri bekliyor. Haydi bakalım yaşayıp neler olacak göreceğiz!!!...


03.03.2010
Nermin AYDINLI

20 Şubat 2010 Cumartesi

VAY BE!.....

Tekel işçileri özlük haklarını geri almak için 67 gündür eylemlerine devam ediyor. Hak mücadelesi içinde ne dramlar yaşandığını televizyonlardan izliyoruz. Maalesef hükümet kanadı ise “eylemlerin bu ayın sonuna kadar bitirilmesini, yoksa güç kullanılacağı “açıklamasını yapıyor. Sorarım size bu insanlar zevki sefa için mi kışın ortasında, ailelerinden uzak, perişan bir vaziyetteler? Bu insanlar yatları, katları, villaları, şirketlerini kaybetme korkusu içindeler mi? Sosyal devletten tek istedikleri yaşam haklarını kaybetmemek. Sosyal Devlet, toplumdaki güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve toplumdaki dengeyi sağlamakla yükümlü devlet değil midir?
Vay be!!!!! Ülkemiz de neler oluyormuş da haberimiz yokmuş denilecek kadar senaryolar yazılıyor. Ordu allak pullak. Şimdi sıra Yargı da. Bizler yine de hukukun üstünlüğüne olan inancımızı korumaya çalışıyoruz. Devletin yüceliğini oluşturan kurumlar neden bir bir yıpratılmaya çalışılıyor? Ordu ve Yargı’nın siyasallaşması ülkenin temelini zedelemez mi? “Biz herkese dokunuruz” felsefesi içinde olunursa garibanın vay haline!..
Gündemin hızla değiştiği ülkemiz de yandaşlar hükmünü sürdürürken işsizlik, açlık çığ gibi büyüyor. Ekonomiye değinen yok. İş yerleri bir bir kapatılıyor. Büyük sermayedarlar ve bazı kesimler servetlerine servet katıyor. Sınıfsal uçurum gittikçe büyüyor. Peki ne olacak bunun sonu? Türkiye nereye gidiyor?..
Benden olmayan, konuşan herkes Ergenekoncu mu? Peki! Ergenekon nedir? Silivri de görülen bu davaya neden Ergenekon ismi verildi? “Ergenekon eski Türk destanıdır. Bu destan ”Türklerin bir dağı eriterek, düşmanın onu kafese almaya çalışan, sömürücü ve zalim çemberinden kurtuluşu ve var olma mücadelesini” anlatır. Ya şimdi ki Ergenekon!..
Yapmayın ağalar, beyler yazık bu millete, bölmeyin insanları, umutlarını tüketmeyin. İnsanlar sefil, yoksul yaşamaya çalışırken bir de korku terörü yaratmayın. Yazıktır bu millete, değerleriyle, inançlarıyla oynamayın. Nedir bu kin ve nefret. Nedir bu intikam alma hırsı.
UNUTMAYIN bu ülke kolay kurulmadı bir hatırlayın Türk Ulusunun bağımsızlığı için emperyalist güçlere karşı vermiş olduğu kahramanlıklarla dolu Kurtuluş savaşını.

Bastığın yerleri toprak diye geçme, tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı
Verme cüdaları alsan da bu cennet vatanı.

Nermin AYDINLI
20.02.2010

3 Şubat 2010 Çarşamba

SEVGİ

İnsan doğası gereği sevgi dolu, şefkatli ve merhametlidir. Hangimiz ihtiyacı olan, yardıma muhtaç gördüğümüz insanlara yardım etmeyi düşünmeyiz. Ağlayanla ağlar, gülenle güleriz. Toplumlara göre bu değişir mi? Merhamet ve acıma duygusu her insanda aynımıdır? Dünya’nın gelmiş geçmiş bütün düşünürleri bencillik ve kendini beğenmişliği ayıplamış, sevgi, saygı ve şefkati övmüşlerdir. Sevgi, iyilik ve kötülük ayrımı yapmaz. İnsanoğlunun yapısında sevginin yanında hırs, öfke ve bencillik duygusu da vardır. Ayrıca aşırı sevgi de bencillik duygusunu yaratır. Yeri geldiğinde de zarar vericidir.

İyi ve güzel yaşam her insanın hakkıdır ama günümüzde böylemidir? Zayıf olan güçlü olanlar tarafından yönetildiği için geçmişten bu güne kadar güçlüler dünya üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. İktidar ve Lider olma hırsı acıma duygusunu zayıflatmış sevgi ve merhameti unutturmuştur. Siyasal yönetimlerin kara delik misali her şeyi yutan, ihtiras, tamah ve aç gözlülükle hiçbir sınır tanımaz bir psikoloji içinde olmaları kardeşliği, dayanışmayı bir kenara bıraktırmış ve insanları ayrıştırmıştır.

Sevgilerin yerini hırs ve bencillik almış neredeyse insanoğlu insanlığını unutmuştur. Birlik ve beraberliği sadece kendilerinin güçlenmesinde kullanılmış olup, toplumsal iş bölümünü bile buna göre düzenlemişlerdir. Güçlü olanlar cazibe merkezi olmuş ve istemeden de olsa boyun eğdirme yetisini meşrulaştırmıştır. Sevgi ve saygı kavramının yitirilmesi kötülüklerin yaygınlaşmasına neden olmuş, adalet ortadan kalkmaya başlamış sınıflar arası uçurumlar oluşmuştur. İnsanların sevgisizliği huzursuzluk, mutsuzluk, korku, öfke, stres, bencillik ve kıskançlık gibi duyguları beraberinde getirmiştir. İnsanın kendi sevgisizliği, toplumsal sevgisizliği ve vatan sevgisizliğini meydana getirir. Ardından “bana ne” ve “kaybedecek neyim var” düşüncesiyle ülkenin sahip olduğu değerlerin yok olmasına aldırmayacak ve vatanını sahipsiz bırakacaktır. İnsanları aldatmak, onları aydınlatmaktan daha kolay olduğu için globalleşen dünya da ganimet avcıları her şeyi kılıfına uydurmayı başarmışlar, teknolojinin de yardımıyla güçsüzün güçlüye tebaasını sağlamaya çalışmışlardır. İnsan nefsi sınır tanımadığı için kendisinden başka diğerlerini düşünmeyen bencil insanlar bir başka tutkularının peşinde koşacak ve sahip olduğu her şeyden tatmin olmayacaktır. Kendisiyle barışık olan hangi makam ve mevkide olursa olsun aldatmadan, rol yapmadan insanlara sevgiyle bakar.”Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre, “gel, ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana ne güzel anlatmışlar sevgiyi, saygıyı, kardeşliği…

Türk ulusu olarak kimseye boyun eğmeden, öncelikle vatanımıza, milletimize, kendi değerlerimize, kültürümüze sahip çıkarak, yapmacıksız, doğru ve dürüst, sevgi dolu kimin ne olduğuna bakılmaksızın geçmişte olduğu gibi bu günde güçlükleri yenecek mücadele azmiyle dünya da var olduğunu herkese göstermeliyiz. Hiç bir şey için insanlıktan taviz verilmemelidir. Makam ve mevkiler gelip geçicidir. En kalıcı olan bu dünya da arkanda hoş bir seda bırakmaktır. Hiç birimizin yalan dolanla kaybedecek zamanı yoktur. Eğer bir toplum özgürlük ve bağımsızlığından taviz verirse, onurlu yaşamından da taviz vereceğini bilmesi gerekmektedir…

Onursuz ve gurursuz insanlar her şeyi içine sindirecek kadar sevgisiz ve anlayışsızdırlar…

“Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir”,

“TÜRK MİLLETİ MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİKLE GÜÇLÜKLERİ YENMESİNİ BİLMİŞTİR.” M. Kemal ATATÜRK

03.02.2010

Nermin AYDINLI

7 Ocak 2010 Perşembe

KENDİNİZE GELİN

Vatandaş yeni yıla zamlarla girdi. Tekel işçileri eylemlerine inatla devam ediyor. Hükümet ise görmüyor. İşçinin, çiftçinin, memurun, emeklinin durumu ortada. Çalışana ve emekliye verilen zamların miktarı ise yoksulun derdine derman olacak gibi açıklanıyor.

İşsizlik ise almış başını gidiyor. Hukuk işletilmiyor. TSK ise allak pullak. Yani, Türkiye karmaşa, kaos ve kardeş kavgası ortamına çekiliyor. Halk sessiz ve umutsuzluk içinde. Bütün bunlar tehlike değil de nedir? Türkiye biran an evvel bu ortamdan kurtulmalıdır ama nasıl?...

Et ve tırnak gibi birbirine bağlı olan TÜRK ULUSU bölünemez ayrıştırılamaz. Yanlışlar doğru olarak gösterilmeye çalışılsa da

hiç bir zaman doğru değildir. Ülkeyi yönetmek hafife alınamaz. İstikrarsızlığın ve kötü yönetimin faturası maalesef vatandaşa çıkarılıyor. Popülist yaklaşım ekonomiyi daha fazla çıkmaza sürüklüyor ve piyasaları alt üst ediyor. Kaynaklar ise kişisel ve politik amaçlar için rastgele kullanılıyor. Seçim zamanı halka mavi boncuk dağıtılıyor sonrası hüsran. İç ve dış borçlanma kapasitelerin doruğunda.

Devletin vatandaşından elini çekmesi yoksulları kaderine terk ediyor. Ülkede istikrar olsun diye süreksiz ve koşulsuz yanlışlara göz yumulması isteniyor. Yanlış her zaman yanlıştır!.. İçinden geçilen bu süreç siyasetin ne kadar yeteneksiz olduğunu ortaya koymuştur. Siyasal istikrarsızlık bir bütün olarak kamu hizmetlerine de yansımış ve kamu yönetiminin başarısızlığına diğer nedenlere ilave olarak çok fazla katkı yapmıştır.

Medya en iyi şekilde kullanılarak insanları eğlence ve hayal dünyasına sürüklüyor. Görselliğini en iyi şekilde kullanan Televizyon kanalları insanların fazla düşünmemesi ve yaşanan gerçeklerden uzaklaştırmak için çeşitli, renkli programlar ile dolu. Bütün bunlar ilgi dağıtmak ve her şeyden habersiz bir yaşama sevk etmektir.

Kan emiciler emellerine ulaşmak için her yolu denemektedir. Bazı kalemşörler de ya aymazlıklarından ya da menfaat peşinde olduklarından şakşakçılıklarını sürdürmektedir. Vatanseverler ve yoksul halkın dışında olanlar bu devletin her türlü nimetlerinden en iyi şekilde yararlanıyorlar, en lüks şekilde yaşıyorlar, en pahalı arabalara biniyorlar ve bindikleri dalı kesmeye çalışıyorlar.

Nedir Türkiye Cumhuriyeti Devletinden alıp veremediğiniz? Sizlerde hiç vicdan, vatan sevgisi yok mu?...

Bu ülkenin yurttaşı olarak sesleniyorum; Bu ülke kolay kurulmadı. Kendinize gelin ve vicdanınızı sorgulayın!...

07.01.2010
Nermin AYDINLI