5 Mart 2014 Çarşamba

SİVİL TOPLUM VE SİYASET!

 
Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir sorularına yanıt aramadan önce, ülkemiz de büyük göç alan metrepol kentlerde çoğunluğu köy ve kasaba derneklerinin oluşturduğu, ortak paydalarının karşılık beklemeksizin yardımlaşma ve dayanışma olan ve birbirleriyle iletişim kurma, kaynaşma, gelenek ve göreneklerini yaşatmak amacıyla kurulan pek çok Sivil Toplum Kuruluşları (STK), yani dernekler vardır.

Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder. 21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri Sivil Toplumu oluşturur. Sivil toplum bir ülkede demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde etkili olup, aktif vatandaşlık anlayışını da beraberinde getirir. Sivil toplum, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar.

İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumların en büyük sıkıntısı finansman sorunudur. Üye aidatlarıyla ayakta durmaya çalışan dernekler vizyonlarını belirleyemediklerinden dolayı da sıkıntılar çekmektedir.

Türkiye’de günden güne sayısı artan STK’ların etkili oldukları söylenemez. Yani, STK sayının yüksek olması, sivil toplumun Türkiye'de etkili olduğu anlamına gelmez. Sivil toplumun hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Sivil toplumlar dostluk ve arkadaşlıkların kurulduğu, acıların ve sevinçlerin paylaşıldığı ortak yerlerdir.

Her ne kadar ülkemiz de boşa harcanan zaman olarak görülse de insanların boş vakitlerini randımanlı ve yararlı bir şekilde geçirmesini sağlayan STK’lar topluma yararlı bireyler kazandırır. İçe dönük yaşantımızı dışsallaştırır ve aktiflik sağlar.

STK’ların maddi çıkarı olmaz. Bazı STK’ların hedef kitlesi kuruluş amaçlarında belirlenen kitleler olup, belirledikleri alan dışında bir şey yapamazlar hele hele hemşehri dernekleri olan sivil toplumlar içe dönük çalışırlar.  Bu da şu soruyu akla getirir. STK’lar gönüllümü yoksa profesyonel mi olmalıdır? STK’lar hem gönüllü, hem de profesyonel olmalıdır. Profesyonellik fazla katılım sağlamaz. Sadece gönüllülük de finansman sorununu halletmez. Bu nedenle ikisi de ayrı ayrı düşünülemez. Güven ilişkisine dayanan sivil toplumlar da maddi-manevi lafı olmaz. Sivil toplum aktif ve sorumlu vatandaşlığın yaşama geçtiği alandır. STK’lar siyasi otoritenin baskısından uzak, kamusal alanda gönüllülük esasına dayanır. STK’lar çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişi sağlar.

Yani; katılımcı demokraside birey, kendine yeni yaşam kalıplarını birey olarak değil, STK’lar sayesinde siyasi partilere girmeden de sağlayabilir. Peki o zaman Sivil Toplum Kuruluşları siyasette yer almalımıdır?

Aynı coğrafyada yaşayan insanların kaderlerini belirleyen kural ve kararlarla ilgilenmeli ve bunların oluşturulmasında aktif rol almalıdır. Yani, pek çok sorunların çözümü konusunda devlet imkanlarını hizmete sunabilecek kişilere de ihtiyaç vardır. STK’lar aşırıya kaçmadan ve bir yerlere gelebilmek için her yolu mübah saymadan içlerinde siyasette olmak isteyenleri yönlendirmeli, sempati duydukları partiler de, bu kişilere kucak açmalıdır.STK tecrübesiyle siyasete giren kişiler, gerek üretkenlik gerek insan ilişkileri bakımından daha başarılıdırlar. Ayrıca STK’lar birilerinin de siyasi ikbal elde etmek için kullanılan araca dönüşmemelidir. STK’lar hiçbir partinin himayesinde olmamalıdır! Çünkü, STK’lar siyasetin vesayetine girdiği an Sivil Toplum olma özelliğini kaybetmiş olur!                                                                                                                             

Bireysellikten toplumsallığa geçişi sağlayan STK’lar da kişi yurttaşlık bilincini kazanır. Her ne kadar günümüz de siyaset ve STK birbiriyle özdeşleşmiş olsa da, art niyetlilerin arka bahçesi olmayan ve hukukun üstünlüğüne, temel insan hak ve özgürlüklerine, katılımcı demokrasi ve laikliğe inanan, evrensel değerler çerçevesinde devletin bütünlüğünü bozacak ayrımcılığa girmeyen STK’lar tarafından halkın talepleri ifade edilebilir ve haklar korunabilir.

Ülkemizde STK ve partiler birbirlerinden faydalanma yöntemini bilmediklerinden kuruluş amaçlarının dışına çıkan  STK’lara vatandaşlar  sıcak bakmamaktadır.

Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetimler üzerindeki etkinliği ne kadar güçlü olursa ülkeler daha çağdaş ve demokratik hale gelir. Bu nedenle STK’lar demokrasinin olmazsa olmaz unsurları olarak toplumsal hayatımızın odak noktasında yer almalıdır.

SON SÖZÜM: Eğer seçilebilecek yerlerde olamadıktan sonra yani, siyaset yolunu açmayan partilerin durduk yerde sesli enstrümanı olunmamalıdır!

 

Nermin AYDINLI

22 Nisan 2013 Pazartesi

“Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı”

Hani bazı olaylar vardır iz bırakır ve sarsılırsınız. Belki başkaları için yıkıcı değildir ama sizin içinizde fırtınalar estirir ve isyan edecek hale getirir. İşte son yaşananlar tam bu düzeyde. Türkiye’de vefasızlık, değeri bilinmeden insanı kahreden ilgisizliğin ardında ihanet!
Bunları söylerken;
Ülkenin dört bir tarafı işgal edilmiş, içerden hainlerden destek bulmuş Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden bağımsızlık mücadelesiyle Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur. Padişahlıktan Cumhuriyete, Şeri hukuktan Medeni hukuka, kulluktan vatandaşlığa, kadının toplumda yer almasını sağlayacak seçme ve seçilme hakkı tanınması en büyük hak değil de nedir sizce? Türkiye Cumhuriyeti devletinin her türlü imkanlarından yararlanılarak intikam alınırcasına olan bu hareketleri içime sindiremiyorum!
Her şey yavaş yavaş, alıştıra alıştıra ortaya atılıyor ve arkasından uygulamaya geçiliyor. Şehit kanı dursun, analar ağlamasın derken, bir hain, bir terörist, bir caniden nasıl medet beklenir!
10 yıl evvel bunların olacağı söylenseydi hepimiz birden ‘hadi oradan’ derdik. Maalesef senaryo olarak gördüğümüz ve sistemli bir şekilde uygulanan Türkiye üzerinde ki oyunlar bir bir gerçekleştiriliyor. Herkesin ilgisi hainlerin üzerine çekilmişken bazı kurum ve kuruluşlarla ilgili çalışmalar sessiz ve sedasız uygulamaya konuluyor. TC. yani Türkiye Cumhuriyeti yazısından rahatsızlık duyularak bir bir kaldırılması ve ardından Türk Bayrağının neredeyse suç unsuru sayılır hale getirilmesi Türk milleti için ne kadar onur kırıcıdır.
Bayrak bir ulusun onurudur, kayıtsız şartsız egemenliğin, barışın ve geleceğin sembolüdür. Bayrak bir bez parçası değildir. Temsil ettiği en üst düzey de bir ulusun sembolüdür.
Be hey vicdansızlar, yediğiniz ekmeğin, soluduğunuz bu havanın kimlerin sayesinde olduğunu ne çabuk unuttunuz!
Belki fark etmiyorsunuz ama, bu vatan bu günlere kolay gelmedi! Yüz binlerce insan bağımsızlık ve senin iyi, özgür yaşaman için şehit düştü.
"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır"
“Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı” diyen, Mehmet Akif ERSOY vatanın ve bayrağın kutsallığını ne kadar içten ve yalın bir dille anlatmış.
Şehit kanlarıyla sulanan bu vatanın her bir karış toprağında şehitlerimizin hakkı olduğunu hiç kimse unutmasın! Şanlı geçmişi ve kahramanlıklarla destanlar yazan Türk toplumu tarih sahnesinde hak ettiği yeri en son Vatanımız olan bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak seçkin yerini almıştır.
Türk ulusu olarak isteğimiz kutsallığına inandığımız vatanımız üzerinde hain emelleri olanlara fırsat verilmeden, kardeşlik ve barış içinde hiçbir ayrım yapılmadan yaşanmasıdır. Bu nedenle; en son halkın ikna edilmesi için Akiller diye oluşturulan heyetin ülkenin dört bir yanına dağılmasıyla Türk Milletinin birikim ve hassasiyetlerini zorlamış ve bu durum tehlikeli bir sürece doğru gitmektedir!
Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerine zarar verecek kararlardan karar vericiler bir an evvel vazgeçilmeli, yaşanması muhtemel olaylara meydan vermeden Akiller adını verdikleri grubun geri çekilerek çözümün üç beş çapulcudan oluşan PKK ve ülkemiz üzerinde hain emelleri olanlarla değil, istikrarlı bir mücadeleyle Türk Ulusunun desteğiyle çözüme gidilmelidir!
SON SÖZÜM: Şu günlerde kıymetini anlamasak da, ihanet içinde olsak da Türk Ulusu olmamızı, cennet vatanımızda şanlı bayrağımızın altında yaşamamızı M.Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları ve bütün şehit ve gazilerimize borçluyuz. Bize düşen görev Türkiye Cumhuriyetini ilelebet yaşatmak ve korumaktır.
22.04.2013
Nermin AYDINLI

10 Nisan 2013 Çarşamba

AKİLLER HEYETİ



Devlet erkanı bu işin içinden çıkamayınca ‘Akil Adamlar’ adını verdikleri akiller grubu oluşturuldu. Ve şimdi ülkemizde akil olanlar, akil olmayanlar diye ikiye ayrıldı. Hukukçuları olmayan bu komisyonda; Sanatçısından gazetecisine, eski solcusundan, liboşundan, sağcısına,  Atatürk’e alerjisi olanından yetmez ama evetçisine, ülkemizi bölmek isteyen teröristinden yandaşına, bayrağımızdan rahatsız olanından, bir adet profesörüne kadar kimler yok ki! Ülkenin hakkında karar verecek 63 kişi! Demek ki, seçip gönderdiklerimizin aklı yetmemiş olacak ki akıllılardan oluşan bu heyeti kurmayı düşünmüşler!

Eh ne diyelim hayırlı olsun!

Bu komisyona umut bağlayanlar ülke yararına olumlu kararlar çıkmasını beklemesin. Çünkü bu grubunun birçoğu tarafı belli olan, bir kısmı da işin içinde olmak için olanlar. Bu zatı muhteremler ülkemizin dört bir yanına gidip çözüm sürecini, yeni anayasayı başkanlık sistemini allayıp, pullayıp anlatacaklar. Karşı çıkanları belki de ülke menfaatini düşünmeyenler, barış sürecine engel olanlar diye ilan edecekler. Kısaca verilen görev doğrultusunda yapmak zorunda olduklarını yapmaya çalışacaklar!

Yıllarca bu ülke, terör belasından kurtulmayı ve barışın gelmesini elbette istedi. Kimsenin bunlara itirazı yok. Ama, tekrar tekrar dile getirdiğim gibi Ülkemizin kaderi vatanımız üzerinde hain emelleri olanların, işbirlikçilerinin iki dudağı arasında olamaz!

Hala anlamış değilim! Koskoca bir devlet nasıl olurda İmralı’da yatan katil ile işbirliği yapar. Nasıl olurda suç sayılması gerekirken Öcalan’a methiyeler düzülür ve mektuplar havalarda uçuşur. ‘Ölenler öldü, bundan sonrasına bakalım’ mantığıyla hareket etmek şehitlerimize vefasızlık, ailelerine de haksızlık değil mi?

Allah aşkına birileri bunun mantığını bir söylesin!

Ayrıca iyi terörist, cici terörist, dağda geri hizmette olan terörist, adam öldürmemiş terörist vs. sözlerle teröristlerde aklandı ya başka söyleyecek bir söz kalmadı!

Teröristlerin silahlı mı, silahsız mı ülkeyi terk edeceği konusunda sanırım bir fikir birliği oluşmadı! Akil olmasak da acizane bir önerim size; nasıl olsa Habur’da bunlar davullu zurnalı karşılandı, yine törenle ve VİP hizmetiyle gönderilsin ne dersiniz?

Güzel ülkem ne hale geldi! Vatandaş unutuldu. Atatürk İlke ve Devrimleri yasada olmasa da uygulamada bir bir yok edilmeye çalışılıyor. Kurum ve kuruluşlardan birer birer TC’ler kaldırılıyor. Kadına şiddet artıyor. Sokaklarda öldürülen kadınlar film gibi ekranlarda gösteriliyor. Vatandaşın ilgisinin başka yöne çekilmek istenircesine diziler birbirleriyle yarışıyor. Zengin, fakir arasında uçurumlar oluştukça oluşuyor. Vekiller bir bir üstüne kendilerine kıyak geçerken emekli- çalışan kendi kaderine terk edildi ki hali bile sorulmuyor…

Halkımız kendi kaderiyle baş başa kalmışken neyse ki,  Akiller Heyeti ülkemizin bu sorunlarına da bir çözüm bulur ne dersiniz?

SON SÖZÜM: Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ufku o kadar genişmiş ki o gün yaşadıklarını, ileride de yaşanabileceğini düşünerek ülkemizi emanet ettiği gençlere yol gösterici sözleri olan Gençliğe Hitabesini bir kez daha hatırlayalım ne dersiniz?

Ey Türk Gençliği!
“Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927



8.4.2013
Nermin AYDINLI


13 Eylül 2012 Perşembe

KISMEN ÖZGÜR...

Sorunlarımız çığ olmuş vatandaş ise suskun, tepkisiz veya korkudan ne yapacağını bilmiyor! Türkiye Şehitlerine ağlıyor! Kimi sessiz tepkili, kimisi ise bayrağını alıp sahiplenmeye çalışıyor. Popiler kültür denilen illet sarmış ülkemizi. Medya verilen görevi layığı ile yapıyor ve günleri lay lay lom’la geçiştiriyor. Ülkemiz kaynıyor! Korku sarmış insanları ‘bana dokunmayan bin yaşasın’ diyerek perde aralığından izler olmuş olanları! Afyon’da ki patlama halen muamma! Şehitlerimizin cenaze törenleri yapıldı mı bileniniz var mı? Ailelerin feryatlarını duyanınız var mı? Evlatlarının paramparça olduğunu bilmek ne kadar acı değil mi? Bunun sorumluları kimse ortaya çıkmalı elbette! Lakin, kelime kalabalığı yapılmadan iktidarı ve muhalefeti birbirlerini suçlayıcı ifadeler yerine bir an evvel olay aydınlatılmalı ve acılı ailelerin yaraları sarılmalıdır. Yeter artık! Bu çocuklar bir bir hayattan koparılıyor neden? Bunun vebali çok ağır! Şunun da bilincindeyiz elbette; hainler terörü bilinçli tırmandırıyor ki, ‘yeter artık masaya oturulsun’ denilmesini bekliyorlar. Yok öyle bir şey! İlkönce mecliste ki uzantıları ile ilgili gereken yapılmalıdır. Feryat figan edecekler, etsinler! Bu kadar gencecik insanların hayatlarını neden ve niçin yok ettiniz diye sormak lazım? İnsanımız yoksulluktan inim inim inlerken Suriyeli mültecilerin yemek listesi yayınladı. Şok olmamak elde değil! Türkiye’ye gelen Angelina Jolie, ''Türk hükümeti büyük cömertlik göstererek bu olağanüstü kampı kurmuş. Türk hükümetine bu konuda minnettarım. Bu örneğin büyük bir cömertliği gösterdiğinin farkındayım. Suriye halkı bu cömertliği hak ediyor. Gerçekten çok etkileyici” demiş. Tamam, gerekli özen gösterilsin de birazcık da kendi vatandaşımıza ve askerlerimize gösterilse bu özen ve cömertlik! Kime göre, neyi kim hak ediyor bunu sormak lazım! İnsan hakları ve demokrasi vatanına, bayrağına sahip çıkan Türk Ulusuna gelince mi olmuyor? Ayrıca demokrasi havariliğine soyunan Amerika, neden PKK terörü ile ilgili gerekenin yapılmasına izin vermiyor? Ya da Türkiye Amerika’nın eyaleti oldu da bizim mi haberimiz yok! Ayrıca; Amerikalıların biri gidiyor, biri geliyor nedir bunlarda ki Türkiye merakı! Suriye belasını başımıza saran Amerika ile olan ilişkilerimiz gizli tutuluyor. Hatay kampında olan Suriyeli muhaliflerin kontrolü amacıyla yapılan bu ziyaretler ile ilgili bir açıklama yapılmadığı gibi oralar da neler olup bitiyor sır gibi saklanıyor! Kanayan bir yara olan PKK terörü ile Suriye meselesi birleştirince ülkemiz de çıkılmaz bir hal aldı. Kapalı kapılar ardında nelerin pazarlığı yapılıyor? Kendi iç sorunları ile uğraşan muhalefet ise yetersiz! Sanki tek partili sistem de yaşıyoruz! Freedom House adlı örgüt; “Dünyada Özgürlük 2011” raporunda 1193 ülke’de yaptığı araştırma da, “özgür”, “kısmen özgür” ve “özgür” olmayan kategorileri altında üçe ayrılmış ve Türkiye, bu raporda “kısmen özgür” ülkeler kategorisinde yer alabilmiş.(Bianet.org) Kısmen özgür bir ülke de demokrasi ve adaletten söz edilebilir mi? SON SÖZÜM: Türk Ulusu ülke bütünlüğünden asla vazgeçmeyecektir. 13.09.2012

7 Eylül 2012 Cuma

Değinmeyelim!

Ülkemiz mahşer yeri, her yer kan kokuyor. Yetkililerce yapılan açıklamalar ise inandırıcı değil, nerdeyse ‘olağan bunlar, ne feryat figan ediyorsunuz’ niteliğinde! Doğu, güney doğudan gelen şehit haberleri derken, Afyon’da ki TSK’nın mühimmat deposunda ki patlama sonucu 25 askerimizin şehit haberi yüreklerimize ateş düşürdü. Bu bir facia! Korkunç! Ulusal Kurtuluş savaşında önemli bir yeri olan Afyonkarahisar bugün kan gölüne döndü. Bu patlama şüphelerle dolu! Hele hele şehitlerimizin tane olarak anılması ne kadar incitici değil mi? Günlük sorunlarını unutan insanlar kaygı ve endişe içinde. Arap baharının sonucu sanki ülkemizin üzerinde estirilmeye başlandı ve bilerek psikolojik savaşla halkın umutlarının yitirilmesi isteniyor! Hiç değinmeyelim! Ülkenin ekonomik durumuna. Değinmeyelim! Vatandaşın geçim derdine. Değinmeyelim, Lozan’da yapılamayanın bu gün savaşsız bir şekilde ülkemiz topraklarının bir bir yabancılara nasıl peşkeş çekildiğine! Olmayan Kürt sorunu ve demokratik açılım safsatasıyla hortlatılan PKK illetinin hain emelleri varken, değinmeyelim işçinin, memurun, çiftçinin haline! Değinmeyelim! Ülkemiz çocuklarının geleceğinin eğitim sistemi ile nasıl yok edildiğine. Değinmeyelim! Ulusal değerlerimizin nasıl yok edildiğine. Değinmeyelim! Adalet bekleyen insanlarımıza. Değinmeyelim! Ordumuzun son haline. Değinmeyelim! Rektör atamalarına. Değinmeyelim! Siyasetin nasıl kokuşmuş hale getirildiğine. Vs.vs….. Değinelim! ülkemizin son günlerde en çok milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına ihtiyacı olduğuna. Evet, maalesef bu gün basiretsiz ve çözüm üretemeyen siyaset yüzünden ülkemiz bu hale geldi. Mecliste terör örgütü PKK’nın yan kuruluşu olan bir parti üyelerinin yaptıkları insanın canını acıtıyor. Kürt şovenizm’inin bu hareketi, karışıklık ve insanların mezhepsel ve ırksal ayrışmasına zemin hazırlar. Demokrasinin nimetlerinden hainlerin faydalanması ve bu güne kadar onlara verilen tolerans toplumun gerilmesine ve belki de önüne geçilmeyecek olayları yaratır. Benim anlamadığım ise! Nasıl olurda koskocaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti terör örgütünü yok edemez? Türk Ulusu çözüm istiyor! ÇÖZÜM; Komşularımız için demokrasi havariliğinden çıkarak, kendi iç sorunumuz olan PKK’nın yok edilmesi, ancak istikrarlı, ciddi adımlarla ordumuz tek yetkili kılınarak, güçlü donanımla yani ordunun güçlendirilmesiyle olur. Türk milleti; vatanına, bayrağına ve ulusal bütünlüğüne sahip çıkan her kim olursa olsun (şimdi ki tek sorumluluk iktidar ve bütün siyasilere düşüyor) bağrına basacak ve şanlı Türk tarihinde yerini alacaktır. SON SÖZÜM: Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. 07.09.2012

25 Ağustos 2012 Cumartesi

KÜRT ŞOVENİZMİ!

Ülkemizde arka arkaya acı kayıplar yaşanırken, siyasi irade olarak bilinen yetkililerin açıklamaları tamamen insanı rencide edici ve hırpalayıcı! Vatandaş adeta şok edilmiş vaziyette ölümleri nerdeyse kanıksamış durumda! Ateş düştüğü yeri yakıyor ve ağıtlardan başka yapacağı bir şey yok ailelerin. 2010 yılında Irak’ta Kürt devleti kurulmasının ardından PKK, Kürt açılımı sayesinde 30 yıllık ihanet tarihinin en güçlü anlarını yaşıyor. Suriye ile olan sorun da bunları tetikler vaziyette! PKK’nın yaptığı eylemler, açıkça ülkede güven bunalımı yaratarak halk arasında infial yaratmaktır. PKK’nın uzantısı olan BDP kendi hedef ve amaçlarını gerçekleştirmek için Türkiye’de bir iç savaş ortamı yaratmaya çalışmaktadır. BDP’li vekillerin teröristlerle sarmaş dolaş objektiflere poz vermeleri açıkça terör örgütü’ne destek verdiklerini göstermektedir ki ‘biz başarıya doğru gidiyoruz’ niteliğindedir. Bu hareket Kürt şovenizmi değil de nedir? Şovenizm, herhangi bir şeye olan aşırı, nedenli veya nedensiz oluşan bağlılıktır. Sıklıkla karşı gruba olan nefret ve kötü niyet duygularını da beraberinde getirir. Kürtlerin Türkleri düşman görmeleri Türk şovenizmini yaratır ve ülkenin kaosa sürüklenmesine sebep olur. Şovenizm sadece kitle kıyımlarının ve toplu mezarların yol açıcısıdır. İşte bizim için terörden bile tehlikeli bir durum budur. Kürt milliyetçiliğini hortlatan mecliste olan, bölücülüğe hizmet ederek ekmek yediği, belki hayallerinde bile göremeyecekleri Türk Ulusunun temsil yerine gelen ve bizlerin yani Türk Ulusunun vergileri ile (kim vatana ihanet ediyorsa haram olsun) beslenen bu kişiler ülkemize ve masum olan Kürt halkına en büyük zarar verdiklerini unutmasınlar! Toplum olarak canımız acıyor! Feryatlar dağları deliyor. Birileri ise kanla besleniyor. Etnik kökeni, mezhebi ne olursa olsun verilen şehitler bu ülkenin evlatları, ağlayan analar-babalar bu ülkenin vatandaşı! Fakat bazı şeyleri belirtmeden geçemeyeceğim; -Yok öyle sadece taziye bildirmek! Sadece bu toprağın gariban insanları vatani görevini yapacak yok öyle bir şey! Kim hangi makam ve mevki de olursa olsun, dünya kadar malı da olsa vatandaşlık görevini yapmalıdır. Askerlik görevinden paralı olanlar kaçamaz. Bu, sosyal devlet ve sosyal adalete aykırıdır. Hele onlarda gariban Mehmetlerin yanına bir gönderilsin bakalım terörün bitirilmesi için nasıl çaba harcanacak. -Karar mekanizmalarında olanlar, konuşulacak kelimelerini dikkatle seçmelidirler ki insanlar incinmesin! Güvensizlik ortamı toplumu uçuruma doğru sürükler. -Neredeyse herkes terör uzmanı oldu çıktı ama vatandaşın çığlığını duyan yok! -Terörün bitirilmesi isteniyor ama geçmişte yapılan hatalarla bu düzeye gelen terör, taviz verilmeden güçlü bir iradeyle ve terörle mücadelede uzman kadroların tam teçhizat ve yetkiyle donatılarak yok edilebilir. İşte o zaman bu halk iktidarın sonuna kadar yanında olur. SON SÖZÜM: Bu ülke kolay kurulmadı. Kardeşçe yaşamak varken nedir bu ayrım? Emperyalizmin oyununa gelmeyelim…. 25.08.2012 Nermin AYDINLI

14 Ağustos 2012 Salı

Yok öyle bir şey!

Ülkemizde neler oluyor hep bunu soruyoruz? Gündem hızla değişiyor ve bizlerde olup biteni takip de zorlanıyoruz. Balık hafızalı demeyelim de olanları çok çabuk unutma gibi bir özelliğimiz var diyelim! Suç kimin? Bizlerin mi, yoksa gündemi meşgul edenlerin mi? Her neyse öyle veya böyle günler geçip gidiyor. Kimi olanlara tepki veriyoruz, kimisini de öyle doğal karşılıyoruz ki bazen şaşırmamak elde değil? Bir bir şehit cenazeleri gelmeye devam ediyor, feryatlar dağları deliyor, rutin taziyeler ve söylemlerin sonunda ateş düştüğü yeri yakıyor! Vatan uğruna kara toprağa düşmüş gencecik insanların hayat hikayeleri ise yürekleri dağlıyor! Yaşamakla yaşamamak arasında olan bu yaşamların arkasında bırakılan sadece yoksulluk ve ölüm! Minnet duyulması gerekirken, en yetkili ağızdan ‘bir kaç Mehmet öldü’ diye çok basite indirgenmesi ise hakikaten akıllara ziyan değil de nedir sizce? Hem ölüm basitleştirilecek, hem de yaşamlarının baharında vatanı için gözünü kırpmayan Mehmetçiklerimiz neredeyse çapulcularla aynı kefeye konulacak. Acıları ile baş başa kalan insanların yürekleri bir kez daha dağlandı! Yırtık ayakkabı, teneke ev sadece ölüm onlara mı sorarım size? Neden villalardan, köşklerden ağıtlar yükselmiyor. Yok öyle bir şey! Yaşanamayan bu hayatların arkasında zevki sefada yaşanacak, sonra bir kaç diye basitçe geçiştirilecek! Yok öyle bir şey! Gönderin sizler de evlatlarınızı da bir kaç Mehmetlerin arasına o zaman bu sözler söylenebilecek mi sorarım size? Yok öyle bir şey! Daha 16’sında çocukken çocukları ile baraka da yaşamaya çalışacak ve acılarına saygı duyulmayarak bir kaç Mehmet denecek yok öyle bir şey! Her şey o kadar basit değil! Kim ne olursa olsun herkes ağzından çıkanı tartıp, biçerek konuşmalıdır. Çünkü akil kişilerce söylenecek her bir söz toplumu ilgilendirir. Toplumsal bir sorun olan terör bu kadar basit görülemez. Çözümünü halk bekler. Sizden istenen sadece halkın sorunlarına çare bulmaktır. Sizlerden isteğimiz; Ordumuz daha fazla yıpratılmadan, ülke savunmasında tam yetkili kılınarak, iktidarıyla, muhalefetiyle insanları germeden ülkemize biran evvel huzur ve barışın gelmesidir. 14.8.2012 Nermin AYDINLI

14 Eylül 2011 Çarşamba

Türkiye’m, cennet Vatanım...

Ülkem, Türkiye’m, cennet vatanım...
“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymaktır.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene“…Bu sözler evet bu sözler ülkesini, milletini sevenler için çok anlamlıdır. Böyle olmasa yıllardır gencecik fidanlarımız gözlerini kırpmadan canlarını verirlermiydi? Analar, babalar yüreklerine taş basarlarmıydı? Bu vatan sevgisi bambaşka bir şey bunu hissedenler anlar anlamasına da anlamayanlar, duyarsızlar, hainler ve onların işbirlikçileri de çoğalmadı değil!!!

Hainler ve işbirlikçileri azdıkça azdı can almaya devam ediyor. Vatan hainleri demokratik özerliğini ilan etti. Meclis toplantılarını şov gösterileriyle yapıyor ve aldıkları kararlarını geciktirmeden ilan ediyorlar.

Bu ne küstahlıktır ki Şırnak’ta teröristler öğretmenlerimize” Gidin yoksa canınızı yakarız” diye tehdit edebiliyor. Kimlerden bu cesareti alıyorlar bir türlü aklım ermiyor.

Vatanını seven aydın, yazar, çizer, asker her kimse içeri atılıyor, İmralı’da yatan hainin kahramanlaştırılmasına izin veriliyor… Hainler elini kolunu sallaya sallaya geziyor, suçu bile henüz kanıtlanmamış tutuklu gazeteci, ölümle pençeleşen eşinin yanında olamıyor.Ne kadar acıdır ki yavaş yavaş değil hızla insanlığımızı hırslarımız ve ihtiraslarımız yüzünden kaybettiğimizi görüyorum.

Siyasi erklerin tutumu, tavrı, söyledikleri yenilir yutulur türden değil maalesef. Bırakın be kardeşim söz düellosunu da cennet memleketimin sorunlarına çare bulun. Sorun yaratmayın, insanları germeyin çözüm üretin.

Anaları ağlatmayacaktınız ne oldu? Yoksa sadece seçimlerde söylenen boş sözlerden sadece birisimiydi?

Ayrıca, 12 Eylül acılar, karanlıklar, ölüm ve zulüm ile tarihin sayfalarına geçmiştir. Ne dramlar yaşanmış, nice gencecik fidanlar yok edilmiştir. Yetmez ama evet’çilere sormak istiyorum: 12 Eylülcülerden hesap sorulacaktı ne oldu?...

Her ne kadar 12 eylül hafızalarımıza kara gün olarak kazınmış olsa bile günümüzde yaşananlar da o günleri aratmayacak türden maalesef…

Ülkem, cennetim, Türkiye’m ne durumdasın, halkın acılı ama suskun, halkın perişan…Bilemez oldu, bilenler ise susturuldu.

İç politika ile kafalar karışık. Sıfır sorunlu dış politika ise içinden çıkılmaz bir hal aldı. Füze kalkanı kime karşı, neden ve niçin? Libya ile kardeşken düşman olduk. Suriye’ye ağabeylik yapalım derken birde kendimizi İsrail ile nerdeyse savaşır halde bulduk.

Vatanım, memleketim, cennet Türkiyem derdim çoktur hangisine yanayım. Hangisini anlatayım.Halkım aç, halkım işsiz, tarım ve hayvancılık bitmiş, sanayi çökmüş, ekonomiyi bilen yok…Her şey çok daha beter olmuş!...İç düzenimiz karışık, çözümsüzlük almış başını gidiyor.Her gün verilen şehitler…Halkımın yitip giden umutları…

Vatanım, memleketim, cennet Türkiye’m sana yakışmayanlar yakıştırılıyor.Türkiyem bağımsızlığın için nice kahramanlar senin için canını vermiş, destanlar yazılmış, tarihte bağımsızlık savaşın mazlum milletlere örnek olmuştur.Ama gel gör ki bugün umutlar yavaş yavaş tükenmek üzere.Bu gün gaflet, delalet hatta hıyanet içinde bir çok insan!!!

Umutların tükendiği bir sırada umut olan Mustafa Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları ve adsız kahramanlarımızın bizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşamalıdır. Bağımsızlığımızdan asla taviz verilmemelidir. Kahraman Türk Milleti olarak bizlere düşen görevi layıkıyla yerine getireceğimizden eminim.

Her umutsuzluğun ardında mutlaka bir umut vardır….

14.09.2011
Nermin AYDINLI

31 Ağustos 2011 Çarşamba

BAYRAM BENİM NEYİME!!!

Yine göz yaşı, yine kan!!!
Bayram benim neyime…
Analar ağlıyor,
Yar ‘kara bahtım, kör talihim’ diye feryat ediyor.
Yine göz yaşı, yine kan!!!
Bayram benim neyime…
Dört bir yanda şehit cenazeleri,
Bir yanda insanlığını yitirmiş hainler ve onlara çanak tutanlar.
Bir yanda ise sivilleşmenin sevinci ile başkomutanlık zaferi!!!
En acısı “Canım, kanım, aldığım nefesim” diyen annenin dizeleri…
Bayram benim neyime…
Yine göz yaşı, yine kan!!!
Bir gazetenin yazdığı gibi:
Ne Zafer’in
Ne Şeker’in
Tadı kaldı…
Ülkem kan ağlıyor, yaşam anlamsız…
Bayram benim neyime,
Kan damlar yüreğime…
Gözlerden akan kana rağmen “Vatan sağ olsun” diyen asker millet geleneğinden gelen bu Ulusun karşısında Vatanın Kutsallığı tartışılamaz bile…
Türkiye Cumhuriyeti, başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, silah arkadaşlarının yani kısaca Türk ordusunun Türk Ulusuna armağanıdır.
Bu nedenle; Başkomutanlık meydan savaşının kazanılmasının 89.yıldönümünde Ulusal Kurtuluş savaşında ve günümüz vatan savunmasında şehit olan bütün kahramanlarımıza ve gazilerimize her zaman minnet ve şükran duyacağız.


Bu Vatan Kimin


“Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır…


İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir…


Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu VATAN,
Can verme sırrına erenlerindir…


Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil
Topun namlusundan görenlerindir”….diyen Şair Orhan Şaik GÖKYAY’ın dizeleri sözün bittiği yerdir…

30.08.2011
Nermin AYDINLI

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Ardı arkası kesilmeyen şehit haberleri ile Türkiye sarsıntı üzerine sarsıntı yaşıyor. Yüreğimiz kan ağlıyor. Anaların, babaların, çocuklar ın, eşlerin feryatları dağları taşları deliyor.Maalesf ateş düştüğü yeri yakıyor.

Lanet olsun!


Bir tarafta gencecik bedenler bir bir kara topraklara verilirken, bir tarafta terörün bitirilmesi üzerine laf kalabalığı yapılıyor. “Mübarek ayda kan dökülmez” deniyor. Peki! Katiller, caniler, vatan hainleri kutsal ay diye bekliyor mu ki de, bu neyin sabrı! aklım almıyor.. İnsanlığımdan şüphe eder oldum. Böyle bir söz neye istinaden söylendi ve neyin sabrı… Oysa ki; islam dini fitne ve anarşiyi şiddetle men eder. İslam dininde teröre hiçbir şekilde yer yoktur.


Bu kadar esneklik, bu kadar tolerans neyin nesi, yoksa bunların emellerine ulaşması mı beklenecek? Ya da Amerika mı izin verecek?


Lanet olsun!


Törör amacına ulaşmak için her yola başvuruyor. Savunucuları, yandaşları, akbabalar, leş kargaları ise pusuda... Bir bir fidanlar toprağa verilirken bayram havasındalar. Terör sorunu olmadığı, demokrasi sorunu olduğu hala söyleniyor. Eğer böyle gelecekse istemez gelmesin güzel ülkeme böyle demokrasi.


Demokrasinin Kürt açılımı olduğunu eğer öğrenmişseniz çok geç kaldınız çok!!!




Analar ağlamasın deniliyor, maalesef anaların gözlerinden kan akıyor kan… Vatanına öyle bağlılar ki yüreklerine taş basıyor ve “Vatan sağ olsun” diyor. Vay, vay ülkemin güzel insanları, sabır taşının kalmaması böylemidir ki şehit haberlerinin ardı arkası kesilmiyor.


Ordu bir milletin varlığıdır. Gücüdür. Türk Milletinin en değerli saydığı Türk Ordusunu serbest bırakın da onlar işlerini yapsın.


Çok geç kaldınız çok! F’16’lar Kandili vuruyor. Ama; Aslan gibi vatan evlatları vatan uğruna can veriyor.


Çok geç kaldınız çok! Sabırlar çok önce taşmalıydı…


İçimden o kadar çok şeyleri yazmak geçiyor ki, her neyse:


“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı bütün varı mı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”(M.Akif ERSOY)


Aziz şehitlerimiz Türk Ulusu sizinle daima gurur duyacak, bıraktığınız yerde nöbeti devralacaktır. Ruhunuz şad olsun.

Nermin AYDINLI

20 Temmuz 2011 Çarşamba

KANLA BESLENENLER….

Hepimiz yastayız. Gencecik fidanlar, ömürlerinin baharında yine kara topraklara konuldu. Bu nasıl bir belaymış ki 30 yıldır bitirilemedi. Azdıkça azdı, kudurdukça kudurdu. Ocaklara ateş düştü ve düşmeye de devam ediyor.
Türkiye ayakta. Geçmişteki şehitlerine ağladı ve bugün de yine analar, sevgililer, bacılar ‘Vatan Sağ olsun’ sözleriyle bağırlarına taş basacaklar…
Terör sadece bizim değil uluslar arası bir sorundur. Terör faaliyetlerinin en büyük özelliği şiddettir. Kan dökerek halk arasında korku ve panik yaratılır. Özellikle bir etnik amaçlı yapılıyorsa davalarında haklı olduklarını göstermek için halkta infial yaratacak eylemlerle güçlü olduklarını göstermeye çalışırlar. Etnik terör örgütü bağımsız bir devlet kurmak için etnik azınlığa ayrı bir statünün verilmesini isterler.
Etnik terör örgütü olan PKK bu güne kadar kanla beslenmiş ve ocaklara ateş düşürmüştür. Bu vatan hainleri günümüzde siyasallaşarak hedeflerine ulaşmak için demokratikleşme adı altında Kürt açılımı bahanesiyle devlete meydan okumaya devam ediyor. Terör örgütü PKK’nın siyasi temsilcisi olan BDP’liler özerlik ilan ederek “biz artık talep etmiyoruz, istediğimiz yapıyoruz. Size de bizi tanımak düşer” sözleri dış desteğinde varlığını ortaya koymaktadır.
Kanal kanal gezen kalamşörler “terörün nasıl bitirileceği konusunda ahkam kesiyor. Etnik ayrımcılığa neden olan siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik uygulamaların kaldırılması gerektiği hep söylenir. Peki bu güne kadar etnik kökeninizden dolayı istediğinizi yapamadınız, mevki ve makamlara gelemediniz mi? Yapmayın be kardeşim! etle tırnak olmuşuz, kız alıp vermişiz, ölümüzde ağlamış, düğünümüzde el ele vermişiz yapmayın! Birilerinin oyununa gelmeyin.
Böyle bir ayrımcılık olmadığı halde birileri tarafından varmış gibi gösteriliyor ve demokratik düzenin bozulması sağlanıyor. Devlet örgütlü toplumdur. Bu toplum içinde güçlü olabilmesi için tek silahlı güç olmak zorundadır. Uluslar arası düzende meşru kabul edilen güçlerin ise silah bırakması söz konu olamaz.
Daha güçlü bir Türkiye için güçlü bir toplum yapısının olması gerekir. Yasalar bütün vatandaşlara eşit davranmalıdır. Keyfiyet ve zafiyet toplumda güvensizlik ve huzursuzluk yaratır. Suçlu olana cezası verilmelidir. Hele hele toplumun huzurunu bozan, vatanın bölünmez bütünlüğünü sarsacak eylemler, söylemler olursa yasalar uygulanmalıdır. Devlet vatandaşları arasında ayrım yapamaz.
Devlet her türlü teröre karşı önlemini almalıdır ve sadece kendi içinde değil, her ne kadar uluslar arası anlaşmalarla bir takım engeller sürülse de dünya’ya haklı olduğunu anlatmalıdır.
Bu nedenle: Hiçbir güç hele hele etnik ayrımcılığa dayanan yasa dışı terör örgütü olan PKK ve onun yandaşları Türkiye ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü sarsamayacak ve emellerine ulaşamayacaktır. Tek millet olmak milli bir kimliktir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin devamlılığı açısından taviz verilemez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M.Kemal ATATÜRK’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene”,ve “Bir Türk Cihana Bedeldir” sözleri milli kimliğin önemini vurgulamaktadır.
Milli kimliğimizi yok etmeye çalışan kanla beslenen Terör örgütü PKK, ülke de kaos yaratarak Türk Milleti, Mustafa Kemal ATATÜRK’üne, vatanına, bayrağına, aziz şehitlerine, kahramanlarına sahip çıktığı sürece başarılı olamayacak ve amaçlarına ulaşamayacaklardır.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk Ulusu olarak hepimize sabırlar diliyorum.
20.07.2011
Nermin AYDINLI

4 Haziran 2011 Cumartesi

ENDİŞELİYİM!!!

Yazmak neyi değiştirir diye düşünmekten Uzun zamandır elim klavyeye gitmedi. Acaba endişelerim de haksızmıyım, objektif mi bakmıyorum düşüncesiyle olanlara, olaylara tarafsız bakış açısı içinde olmaya çalıştım. Evet son günlerde hele seçime ramak kala endişelerimde haklı olduğumu anladım.

Endişeliyim! Siyasetin basitleşmesinden…

Ülkemiz o kadar zor günlerden geçiyor ki bizler maalesef seçim atmosferi içinde fazla algılayamıyoruz. Siyasi liderler ve adaylar meydanlarda güçlerini göstermeye çalışırken, ağızlarından çıkanları maalesef kulakları duymuyor. Be hey gidiler sen, ben diyeceğinize Ülkemiz ve halkımız için somut projeler orta koyun. Ülke kardeş kavgasına doğru sürükleniyor, ulusal bütünlüğümüz tehlikede, eğitim sistemimiz, sağlık sistemimiz çökmek üzere, emeklimiz perişan, halkımız, gençlerimiz işsiz, sanayimiz durmuş, tarım ve hayvancılık sektörümüz can çekişiyor vs.vs.vs….

Endişeliyim! Seçim meydanlarının arenaya dönüşmesinden…

Seçimlerde şimdiden kimlerin ne kadar oy alacağı üç aşağı, beş yukarı tahmin ediliyor. ‘Ülkemiz için hayırlısı olsun’ temennileri sanırım havada kalacak ve açılım hayalleri içinde Kürt meselesi seçimi şekillendirecektir. Seçim sonrası bölgesel özerklik hakkında anayasa şekillendirilecek ve böylece başkanlık sistemine doğru gidilmeye çalışılacaktır.

Endişeliyim! Ülkemin üzerinde kara bulutların dolanmasından…

Son günlerde anadilde eğitim konusunda yaygara yapan kendilerini entel sananlar sanırım; Dil’in insanların düşünce sürecini ve düşünme kapasitelerini belirlediğini gözden kaçırıyorlar. Ayrıca; Birbirimizle anlaşmayı, iletişimi sağlayan doğal vasıtadır dil. Kendi kuralları içinde yaşar ve gelişme gösterir. Dil, bir milleti oluşturan unsurların başında gelir. Milleti koruyan, bir arada tutan sosyal ve milli bir müessese olduğu” unutulmamalıdır.

Endişeliyim! Güzel Türkçemizin yok edilmeye çalışılmasından…

Anadilde eğitime geçilirse Türk/Kürt farklı okullara gidecek, öğrenciler birbirinden ayrışacak ve kopacaklardır. Birbirlerinden ırka dayanan ayrımı yaşayacak ve toplum uç noktalara sürüklenecektir. Bu olay Kürtçe ile sınırlı kalmayacak ve ülkemizde yaşayan diğer etnik kesimlerde kendi dillerinde eğitim isteme hakkına sahip olacaktır. Verilecek tavizler yetmeyecek ve isteklerin arkası kesilmeyecektir.

Endişeliyim! Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar sonucu Ülkemizin bölünmesinden…

Türkiye Cumhuriyeti öyle kolay kurulmadı. Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkezi vs. etnik kökeni ne olursa olsun hep birlikte tek dil, tek din, tek bayrak, tek vatan için mücadele verdiler ve Türkiye Cumhuriyetini kurdular.

Asla Atatürk ilkelerinden, vatanın bölünmez bütünlüğünden taviz verilemez.

Endişeliyim! YA SİZ???

3.6.2011

Nermin AYDINLI

5 Mayıs 2011 Perşembe

ANNELER GÜNÜ

Hayatın acımazsızlığı kendimizden bir şeyler alıp götürüyor. Çoğumuz yaşamın ne anlama geldiğini, insanın insanca yaşamasında nelerin etkili olduğunu bilmeyiz bile!!!
Dedik ya! Hayat acımasız diye. Evet yaşamın acımasızlığı elimizde olan değerlerimizin kıymetini bizlere maalesef unutturuyor. Hele hele insanoğlunun hırsları artık idealizm olmaktan çıkmış orman kanunlarının uygulanır olması kanıksanmış, dost, ahbap ilişkileri menfaate dönüşmüştür.
Değerlerimiz, kültürümüz ve yaşantımız gittikçe yok olmaktadır. Örf ve adetlerimizde olmayan sıra dışı yaşantılar ahlaki ve toplumsal dejenerasyona neden olmaktadır. Dünya’ya açılan pencere olarak bilinen televizyonun toplum üzerinde ki etkisi büyüktür. Özellikle gençler arasında şiddet ve gerilim dozajı artmakta ve ailelerin çocukları üzerindeki etkisi yok olmaktadır. Çağdaşlık, modernlik, özgürlük şeklinde verilmeye çalışılan sapkın derecede ki fikirler özellikle Türk toplumunun gelenek, görenek ve ananelerinin yok olmasına neden olmaktadır.
Türk aile yapısı ve değerleri günümüzde değişime uğramaya başlamış, aile, anne baba, hısım, akraba kavramları sorgulanır hale gelmiştir. Artık anne, babalar çocuklarının yaşam alanlarından uzaklaştırılmış neredeyse kendi kaderlerine terk edilmeye veya günümüzde moda olan Huzurevlerine bırakılmaya başlanmıştır. Kimi özentiden, kimi yaşamın kendisine sunduğu ihtişamdan etkilenerek sene de, veya sadece bakım parasını üstlenerek evlatlığını yaptığını düşünen koklamaya kıyamadığı yoksulluk veya sefa içinde büyüttüğü yavrusundan hak etmeği muamele görmesi ne kadar acı değil mi? Onların yerinde olmayı hangimiz isteriz?
Evlatları tarafından aşağılanan, beğenilmeyen, horlanan anne babaları gördükçe içim sızlar ve; “Allah’ım benim de anne-babam yaşasaydı, ömür boyu dizlerinin dibinde olsaydım” derim.
Bizim en değerli varlıklarımız olan anne-baba- ve büyüklerimize kişi her ne, hangi makam ve mevkide olursa olsun sahip çıkalım. Onlar utanılacak kişiler olmayıp, övünçle, kıvanç ve gururla sahip olduğumuz değerlerdir. Lütfen onlardan ilginizi eksik etmeyin. Onların hayır dualarını alın. Bir gün o yaşa geleceğinizi Unutmayın!
Bütün annelerin ve kadınlarımızın ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Nermin AYDINLI

27 Ocak 2011 Perşembe

TÜRK KADINI

Ülkemizde inanılmaz olayları kanıksadık maalesef. Çoğu zaman şaşırmıyor ve tepki vermeden izlemekle yetiniyoruz. Bize dayatılmaya çalışılan bazı düzenlemelerin neler olduğunu sormuyoruz veya soramıyoruz. Açlıktan ölen bebeklerin, insanların, yoksulluktan hastanelere alınmayanların çığlığını bile duyamıyoruz? O kadar kapanmışız ki içimize, kendimizle yüzleşmeye korkuyoruz.

Bu isyanım sadece bir yurttaş olarak vicdanımın sesidir. Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde gereğinin yapılmasını istemektir.

Televizyonları, gazeteleri takip ederken insanı inciten, insan onuruyla oynayan o kadar şeyler izliyoruz ki bazen insanlığımızdan şüphe eder hale geliyorum. TV. Kanalları evlendirme programlarıyla birbirleriyle yarışıyor. Herkes her şeyi bırakmış yaşlısı, genci buralardalar. Ayrıca ilk Cumhurbaşkanımızı, Bakanları vs. buna benzer sosyal ve kültürel soruları bilemeyenlere ne dersiniz? Ne yazık ki ağlanacak halimize güler olduk.

Seçimlerin yaklaşması nedeniyle siyasilerin konuşma teknikleri zirvenin doruklarında… Birbirlerine laf yetiştirme yarışındalar.
Ya birileri bilerek ülke gündemini değiştiriyor, ya da siyasi erklerin üslubu bu şekilde mi acaba diye kendime sormadan edemiyorum.

” Hayat Şarap ve Kadın Değildir”
Diyen değerli hocam Ömer SAĞLAM’ın insanın anlayacağı şekilde açıklayıcı, bilgilendirici, düşündürücü tüm yazıları için kendisine teşekkür ederim.

Cumhuriyetle birlikte başlatılan modernleşme ile kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda, siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmaları hedeflense de istediği yere gelememiş ve hep cinsel obje olarak görülmüştür. Kadının sadece bir obje olarak görülmesi son derece rahatsızlık vericidir. Hele hele kadına şiddet, töre cinayetleri ise vahşet ve ilkellik göstergesidir. Ülkemizin en büyük hukuk sorunudur. Bu sorun en başta eğitim ve yasalarla aşılır. Maalesef günümüzde eğitim düzeyi düşük ve gerekli önem verilmemektedir.

Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan demokratik, çağdaş bir ülke yapısına sahip olunamaz.
Bizi bizden iyi tanıyan Napoleon Bonaparte;
“İnsanları yücelten iki meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak.İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.” Diyen Napoleon Bonaparte’ın bu tespiti gurur vericidir.

Tarihe damgasını vurmuş kahraman Türk kadınlarını saygıyla anıyorum. Türk kadınları icabında tereddütsüz canını feda edecek kadar vatanına bağlıdırlar.

Kadın, erkek kim olursa olsun insanın insan olduğu unutulmamalıdır.

27.01.2011
Nermin AYDINLI

23 Aralık 2010 Perşembe

ÇALIŞTAY

Sonunda bu da oldu. Evet evet yıllardır dökülen kanların nedeni ortaya çıktı. Diyarbakır’da yapılan Demokratik Özerklik Çalıştayı Kürdistan rezaletini ortaya koydu.
Yapılan bu çalıştayda;
a-Kürt sorununun çözümü için en önemli proje demokratik özerkliktir. Hedefimiz, demokratik özerk Kürdistan’ın inşasıdır. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek “Ortak Vatan” politikalarına dahil olur.

Dikkat edilecek husus;

“Türkiye Cumhuriyeti’nin adı “Demokratik Türkiye Cumhuriyeti” olacak. Ve Türkiye, Türk-Kürt ortak vatanı olacak”!!!

b-Demokratik Özerk Kürdistan, kendini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir.
c-Türkiye ve Kürdistan’ı ortak vatan olarak görmekteyiz. Yeni Demokratik Özerklik hukuku, yeni Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve AB hukuku tarafından tanınarak yasallığı sağlanmalıdır.

Bölücülük devam ediyor;

d-Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Varlığını korumanın olmazsa olmazıdır. Kürtler işgalci ve istilacı güçlerin saldırısından günümüze kadar her türlü işgal ve saldırılara karşı varlığını korumak için öz savunma içinde olmuştur. Şehir, kasaba, mahalle ve köylerinde yaşayan tüm halklar faşist, gerici ve soykırımcı (dedikleri; Türk Ordusu ve Türk polisi oluyor)saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olmalı, toplumsal direnişi ifade etmelidir.
e-Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımı sağlanmalı, Kürdistan’ın resmi dili Kürtçe ve Türkçe olmalı. Hizmet dili Kürtçe olmalı. Bölgede ki ekonomik kaynaklar kurulacak olan Kürdistan devleti tarafından kontrol edilmeli vs.vs.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olarak böyle rezalet görmedim. Ülke içinde bir ülke kurulmasının konuşulması demokratikleşmek ise ben demokrat olmak istemiyorum. Bağımsızlık uğruna bu güne kadar dökülen kanların hesabını kimler verecek!
Bu cennet vatanımızın birlik ve beraberliğini istemeyen Atatürk’ün bizlere emanet ettiği laik Türkiye Cumhuriyetinin yıkılması için elinden geleni yapan iç ve dış nifaklar son kozlarını oynamak için arenadalar. Sözüm ona kendini yazar çizer olarak niteleyenler TV. Kanallarında boy gösteriyorlar.
Kanıma dokunuyor kanıma!
Açılım ve Demokratikleşme adı altında her şey allak pullak edildi. Bir sevda peşinde koşanlar Türk ulusu ile oynuyor. Milletin meclisinde, Türk milletinin paralarıyla meydan okurcasına konuşuyorlar. Parçala, böl, yönet bermuda şeytan üçgenini uyguluyorlar. Neymiş efendim sadece düşünülmüş ve tartışılmış. Nasıl bir düşünceymiş bunlar da zafer kazanmış edasıyla açıklamalar yapılıyor. İşsizlik, yoksulluk ve ülkenin bütün sorunları çözülmüş, halkın refah seviyesi yükselmiş de, tek sorunumuz olan kürt sorununu konuşur hale gelmişiz.
Toplumsal mutabakat diye toplumu germeye hiç kimsenin hakkı yok.

Yazık çok yazık!

Bu güne kadar Türkiye Cumhuriyetinin her bir vatandaşı eşit haklara sahip olmadı mı? Yok siz Kürtsünüz de bu haklardan yararlanamazsınız mı dendi? Benim Anadolu’ma, kasabama, köyüme hizmet edildi de, doğu ve güneydoğuya mı hizmet götürülmedi? Kürt vatandaşlar aç, susuz, eğitimsiz deniyor. Peki! Yoksulluk içinde kıvranan bu devlete vergisini ödeyen diğer vatandaşlar ne yapsın?

Yeter artık!

Bu sinsi oyunlarınız ile şehit kanlarıyla sulanmış bu toprakları parçalamaya, Türkiye Cumhuriyetini bölmeye gücünüz yetmeyecektir…
“Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir var oluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıy’la sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” M.Kemal ATATÜRK
23.12.2010

Nermin AYDINLI

7 Aralık 2010 Salı

TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ?


Günler günleri kovalarken bir oyana, bir buyana savrulan vatandaşın ülkemizde olanlardan haberi bile yok. Geçim derdine düşen yoksul halkı ise hiç mi hiç düşünen yok. Devlet erkanı ise kendi halinde açıklamalar ise çelişki dolu. Biri “emeklinin satın alma gücü arttı” diğeri ise “emekliler açlık ve yoksulluk sınırı altında” olduğunu söylüyor. Kime inanalım, kime dert yanalım. Ah ile vah ile ömrümüzü mü geçirelim. Yoksa peri masallarında olduğu gibi hayal dünyasında mı yaşayalım…

Seçimler yaklaşırken siyasi arenada hızlı gelgitler yaşanmaya başladı. Demokrasi, ifade özgürlüğü, düşünce hürriyeti çağdaşlık olduğu söylense de uygulama kişilere göre değişiyor. Sen ondansın, sen bundansın, bana karşı isen suçlusun anlayışı ne yazık ki almış başını gidiyor.

Vatandaş kendi derdiyle uğraşırken politikanın sadece kendisine verilen patates, soğan vs. yardımlar olduğunu düşünmesi normal değil mi sizce? Sandıklara halkın iradesi mi yansıyor acaba? işsiz, çocuğuna haçlık veremeyen, evine bir lokma ekmek götüremeyen anne, babadan kimin haberi var sorarım size...

Dünyayı sarsan WikiLeaks belgeleri hiç etkilemedi bile!!!

18.Milli Eğitim şurasında “Andımız” ve İstiklal Marşı’nın okunması zorunlu olmaktan çıkarılmasında ki amacı soranımız var mı?

Kıbrıs’ta neler oluyor, Ülkemizde demokratikleşme adı altında yapılan pazarlıklar, Türk Hava Sahamızın daraltılması, Sağlık ve eğitimde olan sorunlar, Tarım, Hayvancılık, Sanayi, Ekonomi vs.vs.sanırım hiç biri bizi ilgilendirmiyor ne dersiniz?

TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ? Diye soranımız varmı???



07.12.2010

Nermin AYDINLI

28 Ekim 2010 Perşembe

YANDIK Kİ NE YANDIK...

Ülkemiz terör belasıyla yıllardır şehitlerine ağladı ve ağlamaya da devam ediyor. İmralı’da yatan vatan haini artık Türkiye Cumhuriyeti ile pazarlık yapıyor. Kürt hakları, demokratikleşme, çağdaşlaşma derken bir takım şeyler hafızalarımızdan silinip gitmişken TV. Kanalının birinde ucube giyinişli ve geçmişiyle övünürcesine konuşan bir kişi bizlere tekrar hatırlatılıyor. Bu kişinin kim olduğunu Fadime Şahin ismi geçtiğinde hatırlamayanımız olmaz sanırım. Evet, bu kişi Müslüm GÜNDÜZ.
Ekran da o kadar rahat o kadar da keskin sözler sarfediyor ki.”Kemalizm’in sonunun geldiğini, bu rejimi yıkmak istediğini açıkça söyleyen benim için hiçbir değeri olmayan bu şahsın bu güvenceyi nereden aldığını sormadan edemeyeceğim??? “Rejim bizi yere vurdu. Ama bizde rejimi yıktık” diyor ve ne kadar acıdır ki hukuk tarafından hiçbir şey yapılamıyor. Nerede kaldı devletin anayasal güvencesi?
Hele hele programcıların meczup diyeceğim bu kişinin konuşmaları karşısında gülmelerine ne dersiniz? Türkiye Cumhuriyeti nerelere gelmiş.Vah vah!!!Vatandaş ise ne halde bilen yok. Duyarlı, aydın ve geleceğinden endişeli olanların çığlığını duyan yok.
Demokratikleşme eğer bu kelimelerde gizli ise yandık ki ne yandık!!!
Bu kişinin özel hayatı hiç kimseyi ilgilendirmez ama söyledikleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi ilgilendirir. “Demokratik hakkını kullanıyor” diyenleriniz olacaktır ama maalesef ben rahat bir şekilde söylenenler karşısında gülemeyeceğim.
Affedersiniz ifade özgürlüğünü unutmuşum!!!
Sanki bir öncekiler ve yapılmak istenenler kapatılırcasına her gün gündeme yeni olaylar sunuluyor. Laikler ve anti laikler, Müslümanlar ve gayri müslimler, açıklar ve kapalılar, Türkler ve Kürtler vs.vs. şeklinde ayrıştırmak Türkiye Cumhuriyetini parçalamak ve bölmek değil de nedir?
Tabiî ki Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes eşit olmalı, yurttaş anayasal güvence altında haklarını aramalıdır ama bu da vatan hainliğiyle karıştırılmamalıdır.
Lütfen kendimize gelelim her şey çok geç olmadan…

28.10.2010
Nermin AYDINLI

21 Ekim 2010 Perşembe

TÜRBAN MI, BAŞÖRTÜSÜ MÜ!!!

Ülke gündemi Türbanla meşgul olurken, kamu kuruluşları değil, üniversiteden sonra ilköğretim de türbanla girmek isteyen öğrenciler ortaya çıktı. Acaba bunlar bilinçli bir şekilde mi yapılıyor veya yaptırılıyor?
Türban veya başörtüsü çözümü için turlar devam ederken, yasaları ve yargı kararlarını hiçe sayan YÖK başkanı bu işe çözümü buldu bile!!! Evet Anayasa ve hukuk kuralları sanırım bir kenara atılarak bundan sonra yapılacak bütün sınavlarda türbanlı girilebileceğinin açıklanması kafalarda soru işaretleri bırakmıyor mu?
Türban mı, Başörtüsü mü? Diye tartışıla dursun Anadolu kadını başını yaşmakla, salma yemeniyle, tülbentle vs. örtmeye devam ediyor. Başörtüsü Anadolu kadınının geleneksel örtüsüdür. Türban tesettür giyiminin moda tarzı değil midir? Anadolu kadınının örtüsü neden siyasete alet ediliyor? Özellikle kadınlar üzerinden neden siyaset yapılıyor? Ben bir kadın olarak bunu şiddetle kınıyor ve siyasilerin kendilerine gelmelerini istiyorum. Benim annemin, anneannemin, babaannemin başörtüsünden ellerini çekmeleri gerektiğini düşünüyorum. İnançlarımızı hiç kimse kapalı veya açık diye sorgulayamaz. Bu güne kadar dini vazifelerini yapmak isteyen hangi vatandaş engellendi? Kimlerin inançları sorgulandı. Bu gün bu yapılan provoke değil de nedir? Sorun haline getirilen türban aslında ülkenin gerçek sorunu mu? Bütün bunlar örgütlenme değil de nedir? Bu temel hak ve özgürlük olmayıp laikliğe aykırı değil mi? Özgürlük deyip, anayasal hakların ihlal edilmesi ülkede kargaşa ve kaos ve kutuplaşma yaratmaz mı?
İslam dininde başı kapatmak var mı yok mu? Bu konu üzerinde değişik yorumlar yapılmakta ve ortaya kesin bir açıklama getirilmemektedir. Bu nedenle de vatandaşın kafası işin ehli olan veya olmayan kişilerin açıklamalarıyla karışmaktadır. Esas olan Kur’an değil mi dir? Peki! Kur’an’da “kadınların başlarını örtmelerinin emredildiği” söylenen ayet, Nûr Suresi’nin 31. ayetidir.

Söz konusu ayette Allah, Peygambere hitaben şöyle diyor:
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler…”(6).
Aslına bakılırsa Kur’an’da kadınların başlarını örtmeleri konusunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. . Ayette geçen “Başörtüsü” değil, sadece “Örtü”dür. Ancak nedense İslam âlimleri, ayette “Örtü” anlamında kullanılan “Humur” kelimesini, “Başörtüsü” olarak anlamışlar ve ona göre hüküm vermişlerdir. Gerçekte ayette bulunan ilgili cümlenin “Örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler” anlamına geleceği açıktır Bu konudaki düzenlemeler, tamamen müfessirlerin (Kur’an yorumcularının) ve fıkıhçıların (İslam hukukçularının) yorumlarına bağlıdır. Yani Kur’an’da örtünme konusunda düzenleme bulunmakla birlikte, kadınların başlarını örtmeleri konusunda herhangi bir hüküm yoktur ve bu konuda 1400 küsur yıldır var olduğu söylenen hüküm, bütünüyle İslam alimleri tarafından konulmuş hükümlerdir. Zaten başörtüsü gibi konularda çıkan tartışma ve çatışmalar da genelde bu gibi hükümlerden çıkmaktadır. Yani, Kur’an’da açıkça zikredilmemekle birlikte, daha çok İslam bilginlerinin anlayış, kavrayış ve algıları doğrultusunda ve Hz. Peygamber’den sonraki devirlerde konulan hükümlerdir.

Aslına bakılacak olursa, Kur’an’da ne bu ayette, ne de başka bir ayette “Başörtüsü” kavramı bulunmamaktadır. Sadece “Örtü” ve “Örtülecek yerler” den bahsedilmekte olup, kadınlar için örtülecek yerlerin, yani avret yerlerinin arasında “baş” ve “saçlar” bulunmamaktadır.

Her neyse okuma kültürü olmayan bir toplum olarak Kur’an’da Nûr Suresi’nin 31. ayetinde Allah, Peygambere hitaben şöyle diyor kısmından itibaren Ömer Sağlam hocamızın yazısından alıntıları sizlerle paylaşmak istedim.

Ülkemizin derdi açılmak veya kapanmak olmazsa olmazlarımızdan olmamalıdır. Ülke yoksullukla, terörle boğuşurken neden önümüze bu tür gündemler konulmaktadır. Bir toplum yoksul bırakıldıkça gerçek gündemden uzaklaşır. Ülke üzerinde hain emelleri olanların, rantçıların, çıkarcıların işleri kolaylaşır. Yetki alan siyasi otoritenin halkı germeye hakkı yoktur.Adalet siyasete alet edilemez.Demokratikleşiyoruz diye hukuk kuralları ihlal edilmeye başlanırsa sonumuzun ne olacağını varın siz düşünün!!!

Nermin AYDINLI
21.10.2010

15 Eylül 2010 Çarşamba

REFERANDUMUN GALİBİ

Aylardır ülkeyi meşgul eden Anayasa paketi sonunda oylandı. Bir taraf evet derken bir taraf hayır oyu kullandı. Kimisi bilerek, kimisi bilmeden, kimileri de benim partim diyerek gelecek ile ilgili karar verdi. Peki! bu referandumun sonucu bizlere ne getirir veya neler götürür hiç düşündük mü? 13 Eylül itibarıyla yeni anayasa paketinin hazırlanacağı konuşulurken başkanlık sistemi de gündeme getirilmeye başlandı. Nedir bu başkanlık sistemi? Ülkemiz buna hazır mı? Olmazsa olmazlardan mı bu sistem? Kim neyi ne kadar biliyor. Çok üzgünüm ama hiç kimse hiçbir şey bilmiyor. Birileri bizlerin önüne koyuyor ve peşinden sürükleniyoruz. Dedik ya ne getirir, ne götürür zaman içinde görülecektir. Birçoğunun söylediği gibi ‘ülkemiz için ne hayırlı ise o olsun’ derken geç kalmış olmayalım! Ülkemiz de bir ayrışmaya gidildiğini ve bir takım hesapların yapıldığını da görmezden gelmememiz gerekir. Darbelere son verilecek derken bu yapılanın sivil darbe ve Atatürk ilke ve devrimlerinin tırpanlamaya başlanılması demokratikleşme amacı altında yapıldığını da görmemek mümkün değil.
Referandum sürecinde insanların büyük bir çoğunluğunun neden oylama yapıldığını bilmediğini alan çalışmalarında birebir gördüm. Çoğu yerlerin özellikle yoksul kesimin muhtaçlık duygusu içinde olduklarından gelen yardımların büyük etkisinin olduğunu görmemek mümkün değil. Çoğu konuşmalar içimizi buran cinstendi. Anayasa paketi hakkında ne düşünüyorsun, neye oy vereceğinizi biliyor musunuz? dendiğinde;”ben bilmem, ben açım, işsizim, gelen yardımlarla geçiniyorum, bize de AKP veriyor, başkası gelse bunları kesecekmiş” şeklinde verilen cevap vatandaşın ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Kusura bakmayın ama sanki kendi ceplerinden verilircesine devletin her türlü olanaklarını kullanması ne kadar doğru ve adaletli sizce? Elbette yoksulumuza ve düşkünümüze yardım edilmeli ama onu hazırcılığa, acizliğe iterek değil, insanlık onuruna yakışacak ve kendisinin de bir birey olduğunu hissettirecek olan iş imkanı sağlanarak yapılması en güzeli değil mi?
Ayrıca bazı şeyleri şaşkınlıkla izledim. Bir annenin ATATÜRK’ÜN büstünü gösteren çocuğuna “bilmene gerek yok o bir put” demesi kadar vahim ne olabilir ki! Yazık çok yazık nedir bu Atatürk düşmanlığı? Nedir bu cumhuriyetle hesaplaşma? Korkunç hem de çok korkunç!!! Bütün bu yaşananlar neyin belirtisi? Endişe duymamak, bize bir şey olmaz demek ise rehavet içinde olmak değilmidir? İmralı’da yatan caninin “demokratik özerklik istiyorum” demesi her şeyi göstermiyor mu? Kısaca taşlar bir bir yerine oturtturuluyor. Bilerek yoksun ve yoksul bırakılan vatandaş ise nelere alet olduğundan haberi yok. Ama haksızlıkçık ta etmeyelim bilenlere değil mi?
Kısaca bu referandumun tek galibi YOKSULLUK olmuştur. Hiç kimse zafer çığlığı atmasın.
14.09.2010
Nermin AYDINLI

6 Eylül 2010 Pazartesi

KORKU VE ENDİŞE

Günümüzde siyaset öyle bir hal aldı ki ağızdan çıkan sözlerle korku toplumunun yaratıldığını görmemek mümkün değil. Toplum tehdit edilircesine söylenen sözlerle yıldırılıyor ve korku ortamı yaratılıyor. Böylesine korku saçılan bir ülke de demokrasinin olduğu söylenebilir mi? Her insanın vatanının bölünmez bütünlüğüne zarar vermeyecek şekilde özgürce düşüncesini ifade edemeyecekse o zaman konuşan değil, susan bir Türkiye istenildiği sanırım hiçbirimizin gözünden kaçmıyordur. Daha doğrusu Millet (ulus) kavramlarının yok edilerek ümmetçi bir toplumun yaratılmaya çalışılması aşikar değil de nedir? Demokratik bir ülkede tehdit ve bilgi kirliliği insanları korkuya ve yanlış yönlendirilmesine neden olduğu gibi o ülkede bireysel haklardan ve demokrasiden söz edilemez. Görmedim, duymadım diyen vatandaşın acaba çoğulculuk ve çok seslilik anlayışıyla hareket etmemesi onun kişilik haklarının elden alınması demek değilmidir ? Böylesi bir ortamda demokrasiden söz edilebilir mi? Bir ülkede korku varsa, yoksulluk varsa, kişi hakları gasp ediliyorsa o ülke de eksen kayması başlamış demektir. Korku ve endişe totaliter rejimlerde olur. Totaliter rejimde ifade ve düşünceni yansıtamazsın. Karşıt görüşlüler sindirilir, baskı uygulanır, sorgusuz sualsiz cezaevlerine atılır, işkencelere maruz kalır hatta öldürülür. Demokrasi kavramı ise yok edilir.
Günümüz de yanlış uygulamalar ve bir dizi isimlendirilen operasyonlarla ne ile suçlandırıldıkları bile bilinmeden cezaevlerinde tutulanlar neyin başlangıcıdır? Tarafsız olması gereken medyanın yanlı davranması veya davranmaya sevk edilmesi doğrumudur? “Ben seçildim ve benim her şeyi yapmaya hakkım vardır” anlayışı içinde olmak diğer bireylerin haklarının ihlali ve baskı değilmidir?
Bu ülkede yaşayan her vatandaşın görüşlerini, düşüncelerini ve ülke sorunlarını dile getirmeye hakkı vardır. Düşünemeyen, konuşamayan, bireysel haklarını kullanamayan bir toplum geriler, çağ dışı yaşantıya sürüklenir. Hangimiz isteriz baskı ve zulüm görmeyi. Bizler emperyalist güçlere karşı bağımsızlığımızı ilan etmiş, kahraman bir toplumun çocuklarıyız. Bizlere armağan edilen bu güzelim cennet ülkemizin karanlığa gömülmesine, vatan toprağımızın parçalanmasına asla izin vermeyiz ve vermemeliyiz. İktidar hırsı içinde olanları en kısa zamanda ülkenin en büyük sorunu olan yoksulluk, işsizlik ve diğer sorunlarını çözmeye davet etmeyi duyarlı ve ülkesini canı pahasına seven, hukuk devletine inanan bir yurttaş olarak hakkım olduğunu düşünüyorum. YA SİZ??????


“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilin de iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.


Ey Türk İstikbalinin Evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”Mustafa Kemal ATATÜRK


Nermin AYDINLI